|
Kıbrıs Alternatif Haber:
5 Nisan tarihinde YBH Gençlik, ‘Türkiye bu coğrafyadan
sorumludur’ başlığı ile Lefkoşa’daki TC Büyükelçiliği önünde kitlesel bir basın
açıklaması yapmak istede ama polis engel oldu. Bunun üzerine kararlılık ortaya
koyan gençlere polis yetkisi aşacak şekilde şiddet kullanarak alandan
uzaklaştırdı
5 Nisan tarihinde saat 15:00de Lefkoşa’da Merkez Binası
yanında toplanan YBH Gençlik üyeleri ve YBH üyesi bir grup, TC Büyükelçiliği
önüne giderek bir basın açıklaması yapmak istedi. 15:30’da yolu kullanarak
yürüyüşe geçtiler ama 100 m ileride Merkez Bankası yanında polis barikatı ile
karşılaşıldı. YBH Gençlik Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı oradaki polis
yetkilisine gerekli olan bilgilerin verildiğini ve yasal olarak kendilerinin
engelenemeyeceği belirtti. Polis yetkilisinin kendilerine verilen emirin bu
olduğunu, şu aşamada Büyükelçilik Binasında TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün
bulunduğunu ve kendilerine yürüyüş izni vermeyecekleri açıkladı. Bunun üzerine
ısrarcı olan gençler oturup yolu trafiğe kapatarak kararlılıkların ortaya
koymak istedi ancak polis yetkilerini aşacak şekilde şiddet uygulayarak
gençleri Merkez Bankası önündeki kaldırma tartaklayarak taşıdı.
Bir süre burda bekleyen gençler, yolun bir kısmını kapatarak
basın açıklamalarını burda okudular. Basın açıklaması öncesinde açıklama yapan
Murat Kanatlı, polisin yekilerini aşacak şekilde şiddet uyguladığını
kendilerinin yasaların gereklerini yerine getirerek polisi önceden
bilgilendirdiklerini ama polisin kendilerine bunun yapılıp yapılmayacağı ile hiç olumsuzluk
iletmemesine rağmen bugün burda barikat kurarak keyfi şekilde engellendiklerini
belirtti. Kanatlı, tekrardan geleceklerini ve bu eylemi tekrarlayacaklarını açıkladıktan
sonra ‘Türkiye bu coğrafyadan sorumludur’ başlıklı basın açıklamasını okudu.
Daha sonra grup ellerindeki ‘Türkiye bu coğrafyadan sorumludur’,
‘Yeni bir
Kıbrıs Mümkün’ ve ‘Eşitlik ve Demokrasi hemen şimdi’ yazılı pankartaları ile
birlikte Demokrasi Ortaokulu yanındaki büstün bulunduğu yeşil alanda Gül ve
heyetinin toplantıdan çıkmasını beklemeye başladılar.
18:00 civarında Büyükelçilikten ayrılan Gül ve Heyeti
eylemcilere doğru gelirken civarda bulunan polisler de toplanarak eylemcileri
çembere aldılar ve tam Gül geçerken bir kez daha zor kullarak yeşil alan
üzerindeki eylemcileri darp ve taciz eden polisler, göstericilerin elindeki
dövizlere saldırdılar ama kararlılık gösteren gençler zafer işareti yaparak
‘inadına barış’ sloganlarını atmayı sürdürdüler. Olaylardan sonra gençler
‘kahrolsun faşizm’ ve ‘bu toplum sizle utanç duyuyor’ sloganları attı. Birçok
eylemcinin tartaklandığı ve polis tarafından tacize uğradığı bu saldırı sonrası
açıklama yapan Kanatlı, bulundukları yer itibaren hiçbir suç teşkil edilmediği
halde polisin bu tavrının kabul edilemez olduğu söyledi ve konu ile ilgili
Pazartesi günü saat 15:00’de Polis Genel Müdürü Erden Karabağ ile görüşmeye
çalışacaklarını ve basının da davet edilerek bizzat polisin yetkilerini aşarak
eylemcilerini tartaklamasını ve taciz etmesini ileteceklerini belirtti.
YBH Gençlik tarafından okunan Türkiye bu coğrafyadan
sorumludur!’ başlıklı basın açıklaması ise şöyle:
“Geçen yüzyılın başından
beridir, şekil değiştirerek devam eden Kıbrıs sorununu çözme amacıyla, Kasım
2002’de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın taraflara sunduğu
plan üzerinde yapılan görüşmeler, 10 Mart 2003 tarihinde Lahey’de çökmüştür.
Son 5 aylık süre içerisinde, Kıbrıs sorunu hiç konuşulmadığı kadar konuşulmuş,
tartışılmış ve özellikle gençlik müthiş bir bilinçlenme dönemi geçirmiştir. Bu
planın yarattığı depremle birlikte herkes saflarını belli etmiş, akıllarda
yaşanan düşünsel devrim gerçeklerin daha fazla insan tarafından açıkca
görülmesini sağlamıştır.
Onlarca yıldır Kıbrıs’ın kuzeyinde:
-
Atanmışların
seçilmişlere hükmettiği,
-
Türkiye
Cumhuriyeti Büyükelçiliğinin ve ona bağlı Yardım Heyetinin bu coğrafyada
Türkiye’nin bir ilindeki vali gibi yetkilendirildiği
-
Askerin kışlasında değil günün her anında, yaşamın her
alanına ve herşeye müdahale edebildiği
bir ortamda dünyadan tecrit edilmiş halde yaşayan Kıbrıs
Türk toplumu çok net olarak Denktaş’ın, çevresindekilerin ve meclisin
kendilerini temsil etmediğini ve sadece aldıkları talimatları uyguladıklarını
anlamıştır, bu nedenle bizler bu ülkenin kaderinin belirlendiği bugünlerde
doğru adrese yönelmeye karar verdik.
Kıbrıslı gençler olarak bizler, bir kez daha, sorunların
rejimin sunduğu seçenekler içinde aranmasının hatalı olduğunu vurguluyoruz.
Rejimin hazırladığı vitrinlerde yer alarak, etkisiz ve
yetkisiz görevlere talip olup sorunların çözümlenemeyeceği, uluslararası
hukuğun geçersiz olduğu bir coğrafyada yapılacak seçimlerin hiç bir şeyi
değiştiremeyeceği gerçeğinin farkında olan biz gençler, “statüko”ya
karşı “özgürlük, eşitlik, demokrasi, barış hemen şimdi!” sloganını
yükselterek, umutsuzluğu yaratanlara karşı yeni bir Kıbrıs’ın mümkün olduğunun
altını bir kez daha çizmek istiyoruz.
Kıbrıs’ın kuzeyindeki rejimin tamamen talimatla yönetilen
bir idare olduğunu açıkça ortaya koyan onlarca uluslararası döküman, açıklama
ve rapor vardır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’ye karşı
Ahmet An’ın başvurusu ile açılan davanın sonunda verdiği kararda Türkiye’nin
adada bulundurduğu askeri gücüyle buradaki tüm politika ve hareketlerden sorumlu
olduğunu vurgulamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti burda bulundurduğu 30 bin üzerinde
askerle ve kontrol ettiği kuzeydeki silahlı güçlerle yaşamın her alanına
müdahale etmektedir.
Daha önce Menar’da grev yapan işçilere saldırılmış, onlarca
kez haklarını arayanlara karşı acımasızca müdahaleler yapılmıştı. Ve son olarak
25 Mart 2003 tarihindede, Elye köyünde yaşananlar bu coğrafyada demokrasinin
var olmadığını bir kez daha ortaya koymuştur. TC Genelkurmayından emiri
altındaki Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığına bağlı polis güçleri, yukarıdan
gelen talimatlarla, hiçbir yasal dayanağa sahip olmaksızın halkın toplantı
yapmasını daha önce onlarca kez olduğu gibi Elye’de de zorbalıkla engellemiş,
yıllardır ezilen ve sömürülen kesimlerin temsilcileri olan sendikacıları
tutuklayıp mahkemeye vermiştir.
Yaşanan bütün bu olaylar ve çeşitli uluslararası
dökümanlarla, Türkiye’nin bu coğrafyada yaşananlardan birinci derecede sorumlu
olduğu gün gibi ortadadır.
16 Ağustos 1960 tarihinde Türkiye, Yunanistan ve Birleşik
Krallık arasında imzalanan Garanti Anlaşması ile, Türkiye, Kıbrıs
Cumhuriyeti’nin anayasal düzeninin ve toprak bütünlüğünün korunmasını garanti
etmişti. Rejimden beslenen grupların gözlerden kaçırmaya çalıştıkları hukuki
gerçek tüm dünya’nın gözlerinin önünde durmaktadır. Garanti Antlaşmasına göre,
Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü korumak; yani
taksimini veya başka bir ülkeye bağlanmasını engellemekle ve bozulan düzenini
yeniden tesis etmekle yükümlüdür. Türkiye’nin garantörlük hakları bunlarla
sınırlıdır. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortadan kalktığını varsayarsak, o zaman
Türkiye’nin garantörlük haklarının da uluslararası hukuğa göre hiçbir
geçerliliği kalmayacaktır.
Kıbrıs’ın kuzeyinde Türkiye’nin hakimiyeti tartışmasız
ortadır. Bu nedenle Türkiye, kuzeydeki rejimin tam yetkili hamisi olarak
sorumluluklarını yerine getirmeli ve Kıbrıs’taki sorunun çözümü için gerekli
tüm anlaşmaları imzalamalı yada imzalatmaladır.
Kıbrıslı gençlik olarak bizler, uluslararası dayanışma ile
gerçekleştirdiğimiz bu eylemle sesimizi duyan herkesin bilmesini istiyoruz ki,
köklerimiz asırlık zeytin ağaçları gibi bu toprağı derinden kavramıştır.
Gençlik bu adadan göç etmeyecek, yurduna sahip çıkacak ve yırtılan bu haritayı
zeytin dallarıyla –bir daha kopmamacasına- birbirine dikecektir. Buna engel
olmak isteyen her kim olursa olsun, omuzundaki apolete, altındaki koltuğa,
arkasına aldığı güçlere bakılmaksızın karşısında biz Kıbrıslı gençleri
bulacaktır...
Bizler bir kez daha umutsuzluğa karşı yeni bir
Kıbrıs’ın mümkün olduğunu haykırıyoruz. Düşlerimizi ve yarınlarımızı
karartmaya çalışan ‘umutsuzluk tacirlerine’ hatırlatırız ki,
yüreklerimizin yanında, direnmekteki kararlılığımız ve özgürlüğe olan
tutkumuzla alanlarda olduğumuz sürece, hiçbir güç ortak vatanımızın yeniden
birleştirilmesinin önüne geçemeyecektir.
Bu düşüncelerle bizler Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm
kurumlarına bir kez daha Kıbrıs’taki en yetkili taraflardan biri olarak gerekli
anlaşmaları imzalayarak yada imzalatarak sorumluluklarını yerine getirmesini
istediğimizi vurgularız.”
|