|
Vilayetleştirdiğiniz bu coğrafyadan sorumlusunuz
Kıbrıs Alternatif Haber -
YBH Gençlik, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın Kıbrıs'a gelişi nedeniyle kitlesel bir basın açıklaması düzenlendi. Kitlesen basın açıklamasında YBH Gençlik, Türkiye'nin birçok uluslararası belge de yazıldığı gibi bu coğrafyadan sorumlu olduğu, bu yüzden gerekli anlaşmaları imzalaması yada imzalatması talebinde bulundu.
Basın açıklaması için önceden Sarayönü Meydanında yapılacağı belirtilmesine rağmen Lefkoşa Polis Müdürlüğü ile YBH Gençlik'in yaptığı görüşmelerden sonra güvenlik gerekçesi ile Kuğulu Parkta saat 16:00'da yapıldı. Kitlesel basın açıklamasına YBH Gençlik üyeleri ile birlik, Indymedia Kıbrıs Türçe Bölümü destek verip katıldı, ayrıca bazı gençlik örgütlerinden gençler de açıklama sırasında Kuğulu Parka gelerek destek belirttiler. Basın açıklamasını YBH Gençlik adına okuyan Murat Kanatlı, öncelikle İstanbul'daki iki Sinagoga yapılan saldırıları kınadıklarını ve bunun bir insanlık suçu olduğunu, bu tip sivil halkı etkileyen saldırıları her kime yapılırsa yapılsın doğru bulmadıkları açıkladı. Daha sonra açıklamayı okuyan Kanatlı, Türkiye'nin bu coğrafyadan sorumlu olduğunu ve bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti'nin yürütmesinin de başı olan Başbakan Tayyip Erdoğan'dan gerekli anlaşmaları imzalamasını yada imzalatmasını talep ettikleri bildiriyi okudu.
Basına okunan açıklama şöyle:
"Bir kez daha sokaktayız. 5 Nisan’da olduğu gibi bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti yetkililerine bu coğrafyadan sorumlu olduklarını söylemek için burdayız.
Geçen yüzyılın başından beridir, şekil değiştirerek devam eden Kıbrıs sorununu çözme amacıyla, Kasım 2002’de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın taraflara sunduğu plan üzerinde yapılan görüşmeler, 10 Mart 2003 tarihinde Lahey’de çökmüştür. Halen daha bu plan ve görüşmeler konusunda tartışmalar sürmektedir. Bu süreç içerisinde, Kıbrıs sorunu hiç konuşulmadığı kadar konuşulmuş, tartışılmış ve özellikle gençlik müthiş bir bilinçlenme dönemi geçirmiştir. Bu planın yarattığı depremle birlikte herkes saflarını belli etmiş, akıllarda yaşanan düşünsel devrim gerçeklerin daha fazla insan tarafından açıkca görülmesini sağlamıştır.
Onlarca yıldır Kıbrıs’ın kuzeyinde:
Atanmışların seçilmişlere hükmettiği,Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğinin ve ona bağlı Yardım Heyetinin bu coğrafyada Türkiye’nin bir ilindeki vali gibi yetkilendirildiği,
Askerin kışlasında değil günün her anında, yaşamın her alanına ve herşeye müdahale edebildiği
bir ortamda dünyadan tecrit edilmiş halde yaşayan Kıbrıs Türk toplumu çok net olarak Denktaş’ın, çevresindekilerin ve meclisin kendilerini temsil etmediğini ve sadece aldıkları talimatları uyguladıklarını anlamıştır.
Kıbrıslı gençler olarak bizler, bir kez daha, sorunların rejimin sunduğu seçenekler içinde aranmasının hatalı olduğunu belirtiyoruz.
Rejimin hazırladığı vitrinlerde yer alarak, etkisiz ve yetkisiz görevlere talip olup sorunların çözümlenemeyeceği, uluslararası hukuğun geçersiz olduğu bir coğrafyada yapılacak seçimlerin hiç bir şeyi değiştiremeyeceği gerçeğinin farkında olan biz gençler, “statüko”ya karşı “özgürlük, eşitlik, demokrasi, barış hemen şimdi!” sloganını yükselterek, umutsuzluğu yaratanlara karşı yeni bir Kıbrıs’ın mümkün olduğunun altını bir kez daha çiziyoruz.
Kıbrıs’ın kuzeyindeki rejimin tamamen talimatla yönetilen bir idare olduğunu açıkça ortaya koyan onlarca uluslararası döküman, açıklama ve rapor vardır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’ye karşı Ahmet An’ın başvurusu ile açılan davanın sonunda verdiği kararda Türkiye’nin adada bulundurduğu askeri gücüyle buradaki tüm politika ve hareketlerden sorumlu olduğunu vurgulamıştır.
AİHM’in de aldığı kararlarda vurgulandığı gibi Türkiye Cumhuriyeti burda bulundurduğu 30 bin üzerinde askerle ve kontrol ettiği kuzeydeki silahlı güçlerle yaşamın her alanına müdahale etmektedir.
Daha önce Menar Fabrikasında grev yapan işçilere polis tarafından saldırılmış, onlarca kez haklarını arayanlara karşı acımasızca amacını aşan şiddet uygulanarak müdahaleler yapılmıştı. 25 Mart 2003 tarihindede, Elye köyünde yaşananlar bu coğrafyada demokrasinin var olmadığını bir kez daha ortaya koymuştur. TC Genelkurmayından emri altındaki Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığına bağlı polis güçleri, yukarıdan gelen talimatlarla, hiçbir yasal dayanağa sahip olmaksızın halkın toplantı yapmasını daha önce onlarca kez olduğu gibi Elye’de de zorbalıkla engellemiş, yıllardır ezilen ve sömürülen kesimlerin temsilcileri olan sendikacıları tutuklayıp mahkemeye sevk etmiştir. Tüm bu yaşananlar artı olarak, suçlu olan rejim adeta suçunu örtmek istercesine 5 ay sonra bu konuda yazı yazan gazetecilere, aydınlara GKK’nın talimatı ile askeri mahkemede yargılanmak üzere davalar okunmuştur.
Kıbrıs’ın kuzeyideki demokrasinin, özgürlüklerin sınırı birilerinin iki dudağı arasında olduğunu ortaya koyan somut birkaç örnektir yukarda aktardığımız olaylar...
16 Ağustos 1960 tarihinde Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık arasında imzalanan Garanti Anlaşması ile, Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzeninin ve toprak bütünlüğünün korunmasını garanti etmişti. Rejimden beslenen grupların gözlerden kaçırmaya çalıştıkları hukuki gerçek tüm dünya’nın gözlerinin önünde durmaktadır. Garanti Antlaşmasına göre, Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü korumak; yani taksimini veya başka bir ülkeye bağlanmasını engellemekle ve bozulan düzenini yeniden tesis etmekle yükümlüdür. Türkiye’nin garantörlük hakları bunlarla sınırlıdır. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortadan kalktığını varsayarsak, o zaman Türkiye’nin garantörlük haklarının da uluslararası hukuğa göre hiçbir geçerliliği kalmayacaktır.
Yaşanan bütün bu olaylar ve çeşitli uluslararası dökümanlara yazıldığı gibi Kıbrıs’ın kuzeyinde Türkiye’nin hakimiyeti tartışmasız ortadır. Son olarak AB Komisyonun hazırladığı Strateji Belgesinde de Türkiye’nin sorumluluğu açıkca ortaya konmuş ve çözümsüzlüğün Türkiye’nin AB yolunda ciddi engel olabileceği bu dökümanlara girmiştir. Bu nedenle Türkiye, kuzeydeki rejimin tam yetkili hamisi olarak sorumluluklarını yerine getirmeli ve Kıbrıs’taki sorunun çözümü için gerekli tüm anlaşmaları imzalamalı yada imzalatmaladır.
Kıbrıslı gençlik olarak bizler, uluslararası dayanışma ile gerçekleştirdiğimiz bu eylemle sesimizi duyan herkesin bilmesini istiyoruz ki, köklerimiz asırlık zeytin ağaçları gibi bu toprağı derinden kavramıştır. Gençlik bu adadan göç etmeyecek, yurduna sahip çıkacak ve yırtılan bu haritayı zeytin dallarıyla –bir daha kopmamacasına- birbirine dikecektir. Buna engel olmak isteyen her kim olursa olsun, omuzundaki apolete, altındaki koltuğa, arkasına aldığı güçlere bakılmaksızın karşısında biz Kıbrıslı gençleri bulacaktır...
Bizler bir kez daha umutsuzluğa karşı yeni bir Kıbrıs’ın mümkün olduğunu haykırıyoruz. Düşlerimizi ve yarınlarımızı karartmaya çalışan ‘umutsuzluk tacirlerine’ hatırlatırız ki, yüreklerimizin yanında, direnmekteki kararlılığımız ve özgürlüğe olan tutkumuzla alanlarda olduğumuz sürece, hiçbir güç ortak vatanımızın yeniden birleştirilmesinin önüne geçemeyecektir.
Bu düşüncelerle bizler Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurumlarına ve bugün adamızda bulunun Türkiye’nin yürütmesinin başı olan Başbakan Tayyip Erdoğan’a bir kez daha Kıbrıs’taki en yetkili taraflardan biri olarak gerekli anlaşmaları imzalayarak yada imzalatarak sorumluluklarını yerine getirmesini istediğimizi vurgularız."