EDON’un 14. Kongresi tamamlandı. Kongreye yüzlerce EDON üyesi yanında Kıbrıslı Türk Gençlik örgütü temsilcileri ve onlarca yabancı ülkeden gençlik örgütü temsilcileri de katıldı. Kongre sırasında Kıbrıslı gençlik birlikte Türkçe haykırdı:

 KIBRIS’TA BARIŞ ENGELLENEMEZ  

edon_01.JPG
edon_01.JPG
edon_02.JPG
edon_02.JPG
edon_03.JPG
edon_03.JPG
edon_04.JPG
edon_04.JPG
edon_05.JPG
edon_05.JPG
edon_06.JPG
edon_06.JPG
edon_07.JPG
edon_07.JPG
edon_08.JPG
edon_08.JPG
edon_09.JPG
edon_09.JPG
edon_10.JPG
edon_10.JPG
edon_11.JPG
edon_11.JPG
edon_12.JPG
edon_12.JPG

Kıbrıs Alternatif Haber-

2-4 Ocak tarihleri arasında EDON’un 14. Kongresi Lefkoşa’daki Konferans Merkezinde yapıldı. Kongreye yüzlerce EDON delegesi ile birlikte onlarca ülkeden gençlik örgütü temsilcileri ile birlikte kuzeyden YBH Gençlik CTP Gençlik Kolları ve BDH Gençlik’in içinde yer almalarına rağmen ayrı ayrı katılan TKP, BKP ve KSP gençlik örgütü temsilcileri de katıldı. 3 gün süren konferansın ilk günü EDON tarihi ile ilgili kısa metraj bir film gösterimi ile açıldı. Kongrede AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofias, EDON Genel Sekreteri Yiorgos Loukades, EDON Merkez Komite üyeleri, Youth Board Başkanı, WFDY Başkanı, Kıbrıslı Türk ve yabancı konuklar ile birlikte genel konularda onlarca EDON üyesi konuşmalar yaptı.

Kongrede Küba, Irak ve Filistin Halkları ile dayanışma mesajı, Kıbrıslı Türk gençliğine mesaj, ve siyasi tezler onaylanarak kabul edildi.

Kongre sırasında Türkçe ve Rumca pankartlarla birlikte Türkçe ve Rumca sloganlar da dikkat çekiciydi. İki toplumun dayanışmasına, EDON ve AKEL’e yönelik slogan yanında özellikle salonda Türkçe sık sık Kıbrıs’ta barış engellenemez sloganı da atıldı.

 

EDON’un Kongrede kabul ettiği Kıbrıslı Türk gençlere yönelik mesajı:

“EDON'un 2-4 Ocak 2004 tarihinde gerçekleştirilen 14. Kıbrıs Konferansı'nda Kıbrıslı Türk gençlere yönelik olarak şunlar dile getirilmektedir: 

1. Solun geleneklerine duyduğumuz inançla, Birleşik Demokratik Gençlik Örgütü EDON, bütün Kıbrıslı Türk yurttaşlarımıza en sıcak dostluk , işbirliği , kardeşlik ve ortak mücadele selamlarını gönderir. EDON, Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türk barış içinde bir arada yaşama ve yeniden yakınlaşma politikasına tam destek vererek, bu politikanın daha da derinleşmesi ve gelişmesi yönündeki çabalarına devam etmektedir.

2. Denktaş rejiminin, dolaşım sınırlamalarını kısmen kaldırmak zorunda kalmasının ardından, Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türk barış içinde birbirlerini kucaklamaları, Kıbrıs'taki taksimci güçlerin iki toplumun birlikte yaşayamayacakları yönündeki sözde  "argümanlarını"  adeta bir kağıt kule gibi yıkmıştır. Aynı zamanda, yeniden yakınlaşma hareketinin daha da güçlenmesi için daha iyi koşulların oluşmasının yanı sıra, zirve anlaşmalarına, BM'nin Kıbrıs'la ilgili kararlarına ve uluslararası hukuka dayanan, tek egemenliği ve bir uluslararası kimliği olan, iki bölgeli - iki toplumlu federasyon çözümünün sağlanması için, kabul edilemez sınırlamaların kaldırılmasını hedefleyen ortak mücadelemizde yeni sorumluluklar oluşmaktadır. 

3. Kıbrıs sorununun çözümüne ve birleşik bir Kıbrıs'ın AB'ye girmesine yönelik olarak Kıbrıslı Türk gençlerin öncülüğünü yaptığı kitlesel eylemleriniz, yasa dışı statükoya karşı mücadelenin büyük önemini kanıtlamıştır. Bu etkinliklerle, hem Kıbrıs içinde hem de yurt dışına en güçlü mesajlar gönderilmiştir.

4. Ankara'nın ve özellikle bilinen Türk egemen çevrelerin sürekli ve yoğun müdahalelerine rağmen,  "seçmen kütüklerine" yerleşiklerin kaydedilmesiyle sürdürülen hilelere rağmen, işgal altındaki bölgedeki oylamanın sonucu, Kıbrıslı Türk toplumun büyük çoğunluğunun barıştan yana, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesinden yana, Annan planının tartışılmasından ve 1 Mayıs 2004'ten önce çözümün sağlanmasından ve birleşik bir Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne girmesinden yana olduğunu göstermiştir.

5. EDON, Kıbrıs Türk toplumu tarafından ortaya konulan iradeyi selamlamaktadır. Gerçekten özgür ifade koşulları olsaydı, Kıbrıslı Türk yurttaşlarımızın iradesi, büyük kitlesel eylemlerinde de görüldüğü gibi, kesinlikle daha da güçlü bir şekilde, adeta bir bayram havası içinde kaydedilecekti. İşgal altındaki kesimde yapılan oylamanın sonucu, Denktaş'ın taksimci politikasının ve Ankara'nın yayılmacı anlayışının ve politikasının mahkum edilişinin ifadesidir. Kıbrıs Türk toplumunun, Türkiye'nin boğucu baskısından kurtularak özgürlüğe kavuşma arzusunun ifadesidir. İki egemen devlet çözümünün reddinin ve iki bölgeli-iki toplumlu federasyon çözümüne yönelik desteğin ifadesidir.

6. Ankara, Kıbrıslı Türk oylama aracılığıyla da gönderdikleri mesajı almalı ve en nihayet Kıbrıs sorununun çözüm yolunun açılabilmesi için politikasını değiştirmelidir. Kıbrıslı Türk mesajı uluslararası unsur tarafından da değerlendirilmelidir. Uluslararası unsur, Ankara ve R. Denktaş'ın politikalarını değiştirmeleri ve Birleşmiş Milletler kararlarına uymaları için, baskı ve etkisini uygulamalıdır. EDON, Kıbrıslı Türk yurttaşlarımızın mücadelesini, devam eden etkinliklerini ve zor koşullar altında verdikleri "seçim" mücadelesini selamlamaktadır. Bu oylama mücadelenin sonu değildir. Kıbrıs sorununun çözümü için, ülkemizin barış içinde yeniden birleşmesi için, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türk gerçekleştirdikleri ortak mücadele, halkımızın gücüne inançla sürdürülmelidir.

7. Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından, ilk kez olarak, Kıbrıslı Türk desteklenmesine yönelik önlemler paketinin benimsenmesini ve hayata geçirilmesini, özellikle adanın iki toplumu arasında barış içinde bir arada varolma kültürünün gelişmesi yönünde değerlendirilmesi gereken,  olumlu bir öğe olarak görüyoruz.

8. Cumhurbaşkanı'nın BM Genel Sekreteri'ne gönderdiği mektupla Kıbrıs Rum tarafının ciddi ve üretken bir şekilde görüşmelere katılmaya hazır olduğunu bir kez daha belirtmesini ve Kıbrıs sorununun 1 Mayıs 2004'ten önce çözümünün sağlanması hedefiyle, en kısa süre içinde  görüşmelerin başlamasını istemesini memnuniyetle karşılıyoruz. Bu görüşmeler, Annan planını iki toplumun da yararına daha fazla işlerliğe sahip olacak hale getirecek değişikliklerin yapılmasını hedeflemelidir. Böylece ülkemizi ve halkımızı tekrar birleştirecek olan çözüm,  kalıcı ve işlerliği olan bir çözüm olmalıdır.

9. Yeniden yakınlaşma ve ortak mücadele, EDON için birinci ideolojik tercihtir. Her iki toplumun ilerici gençleri arasında, işbirliği ve ortak mücadele ihtiyacı bugün her zamankinden daha büyüktür. Kısmi bir gerileme içerisinde olsa da, tehditleri hala  hissedilen milliyetçiliğe, şovenizme karşı savaşımızı ve ortak mücadelemizi yükseltmeliyiz. Geçmişte ülkemizin ve halkımızın bölünmesine sebep olan, bugün de Kıbrıs'ta kendi çıkarlarına uygun bir şekilde kabul edilemez planlarını hayata geçirmeyi hedefleyen emperyalistlere karşı, milliyetçiliğin-şovenizmin, emperyalizmin ve yabancı güçlerle yasadışı müdahalelerin ürünü olan bölünmeye karşı savaşımız ve ortak mücadelemiz kesintisiz bir biçimde devam etmelidir.   

10. Bugün ortak mücadelemiz çerçevesinde ve kardeşlik ruhu içerisinde, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum ilerici gençlerle çözüm yanlısı güçler, aralarındaki işbirliğini güçlendirmeli, özellikle de Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türkler, Ermeniler, Maronitler, Latinler, bütün Kıbrıslılar için barışın ve refahın egemen olduğu birleşik, bağımsız, askerden arındırılmış, Avrupa Birliği üyesi bir Kıbrıs için ortak mücadeleyi daha da güçlendirmenin yollarını aramalıdırlar. EDON, bu ortak mücadelede öncü olmaya devam edecektir.”

 

EDON’un Kongrede kabul ettiği siyasi kararı:

EDON’un 2-4 Ocak 2004 tarihinde gerçekleştirilen 14. Kıbrıs Konferansı’nda Merkez Konseyi’nin tezleri, Genel Sekreter’in ve Merkez Örgütleme Sekreteri’nin  konuşması üzerine yapılan tartışmalardan sonra aşağıdaki kararları almıştır:

…..

 5. Geçen kongreden bugüne kadar Kıbrıs sorununa ilişkin olarak,  özellikle AB Kopenhag Zirvesi’nde ve zirveden üç ay sonra da Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos ile Kıbrıs Türk lideri Rauf Denktaş arasında Lahey’de gerçekleştirilen görüşme ile doruğa çıkan yoğun gelişmeler yaşandı. 

Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabaları, gerek Kopenhag’ta gerekse de Lahey’de, yeniden gözden geçirilmiş Annan planını, Ankara’nın da desteğiyle tamamen reddederek, yasa dışı devletinin tanınmasına ilişkin “vizyon”unda ısrar eden Rauf Denktaş’ın bir kez daha ortaya koyduğu uzlaşmaz tutumuyla karşı karşıya kaldı.

Bunu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB’ye Katılım Anlaşması’nı hiçbir engelle karşılaşmadan imzalaması ve 29 yıldır çözümsüz kalmaya devam eden Kıbrıs sorununda yeni bir çıkmazın ortaya çıkması izledi.

Bütün bunlara rağmen, birleşik bir Kıbrıs’ın AB’ye katılım hedefi canlılığını sürdürmektedir. Kıbrıs sorununun en kısa sürede çözümü, her zaman olduğu gibi, Kıbrıs Rum tarafının ilan etmiş olduğu politikası olmaya devam etmektedir. Bugün ise, bu hedef, Kıbrıs Türk muhalefetinin çözüme ve birleşik Kıbrıs’ın AB’ye katılımına yönelik çabalarından dolayı daha da büyük değer kazanmaktadır. Sorun çözülmeden Kıbrıs AB’ye katıldığı takdirde, gelecekte bazı tehlikelerin ve olumsuz unsurların ortaya çıkması olasıdır.  

Kıbrıs sorununun çözümü hedefine ulaşılmasına ilişkin perspektifler, Avrupa süreci ile Kıbrıs konusunda zamanı geçmiş, eski politikasını sürdürme ikilemi ile karşı karşıya bulunan Türkiye’nin Kıbrıs politikasında değişiklik yapması gereksiniminden geçmektedir.

Dolayısıyla, uluslararası faktörün dikkatini, Kıbrıs sorununun çözüm anahtarını elinde tutmaya devam eden Ankara’ya yöneltmesi ve Kıbrıs sorununda takındığı uzlaşmaz politikasında değişiklik yapması için Ankara üzerine gerekli baskıları yapması gerekmektedir.

6. EDON olarak biz, insan haklarına, temel özgürlüklere ve BM kararlarında belirlendiği gibi iki toplumun siyasi eşitliğine saygılı, uluslar arası hukuka, BM’nin Kıbrıs kararlarına dayanan, iki bölgeli - iki toplumlu federasyon çözümünde ısrar edilmesi ihtiyacının altını çiziyoruz. Özellikle, hem Kıbrıslı Rumların hem de Kıbrıslı Türk, Kıbrıs halkının tümünün yararına yönelik olarak iyileştirilmesi gereken Annan planı temelinde yapılacak müzakerelerle çözüme ulaşılması gerektiğine inanıyoruz.

Planın sunulmasının ardından, daha ilk andan itibaren duyulan, planın tümden reddedilmesine yada olduğu gibi kabul edilmesine yönelik seslerin  hem yanlış, hem de zararlı olduğu hayatın kendisi tarafından kanıtlanmıştır. 

Annan planının tamamen reddedilmesi, Kıbrıs’ın AB sürecinde kesinti yaratmayı hedefleyen politikaların canlanmasına, hatta Kıbrıs sorununda Kıbrıs Rum tarafının da sorumluluğunun olmasına ve adadaki bölünmenin kalıcı hale gelmesine neden olabilecek tehlikeleri de içeren uzun süreli bir çıkmazın ortaya çıkmasına yol açacaktı. Annan planını başlangıçından itibaren reddeden çevrelerden bazılarının temel politikalarının Kıbrıs sorununda çözümsüzlük olduğu ve her zaman milliyetçi yaklaşımları benimsedikleri gözümüzden kaçmamalıdır. Elbette ki, Annan planında olumlu unsurların yanı sıra, net olmayan ve olumsuz unsurların da var olduğunu görmezlikten gelmiyoruz. Ancak, yapılması gerekenin planın sonradan toptan reddi değil, planın sunulmasından önce ilkesel tezlerde ısrar ederek öngörülü ve tedbirli bir politika izlenmesi olduğu açık olarak belliydi.

İlkelerde ısrar eden böylesi bir politika, müzakereler sürecinde anlaşıldığı gibi, daha önceki hükümet tarafından maalesef uygulanmadı. Sonuç olarak, pek çok durumda Kıbrıs Rum tarafının da rızasıyla, İngilizler ve Amerikanlar tarafından BM Genel Sekreteri’nin planına olumsuz hususlar konuldu.   

Diğer yandan, planın olduğu gibi kabul edilmesini savunan seslerin de yanlışlığı kanıtlandı.Çünkü planın iki kez yeniden gözden geçirilmesiyle, planda bazı iyileştirilmelerin yapılması sağlandı. Bunun yanı sıra, bizim tarafımızdan böylesi bir hareketin ortaya konulması müzakere gücümüzü kısıtlayacak ve Türk tarafının Kıbrıs halkının bölünmesi yönünde daha fazla değişikliklerin yapılmasını ve Kıbrıs’ta daha büyük Türk varlığının bulunmasını talep etmesine izin verecekti.

Geçmişin deneyimleri, çözümün içeriğiyle, çözümün uygulamada işlerliğinin olabilmesi için gösterilmesi gereken siyasi irade arasında diyalektik bir ilişki olduğunu göstermiştir.

Faktörlerden herhangi birisinin küçümsenmesi yada abartılması siyasal açıdan yanlış ve isabetsizdir.

Annan planında yapılabilecek değişiklik olanaklarına ilişkin olarak kendi kendimizi aldatmaksızın, Annan planının felsefesini değiştirmeden ama onu daha işler hale getiren ve dolayısıyla da çözümü daha kalıcı kılan iyileştirici değişiklikler için mücadele etmek ülkemize ve halkımıza karşı yurtseverlik görevimizdir.

7. İnsani bir konu olan kayıplar sorunu tarafımızın öncelikleri arasında yer almaya devam etmelidir. Bunun, siyasal sorunun çözümünden bağımsız olarak, kayıpların akıbetinin kanıtlarla ortaya konması yoluyla çözülmesi şarttır. Öncelikli bir başka konu da, enklavlarda mahsur durumda yaşayan insanlarımızın insan haklarına saygı konusudur.  İlgili antlaşmaların sürekli bir şekilde ihlal edilmesi ve Denktaş’ın uyguladığı etnik temizlik politikasının bir sonucu olarak, bu nüfusun sürekli olarak azaldığı görülmektedir. Tarafımız bu meseleyle ilgili olarak anlaşmaların uygulanmasında ısrar etmelidir.

8. EDON ve Sol Hareket olarak, Kıbrıs’ın AB’ye katılımına ilişkin analiz ve tezlerimizin haklılığı yaşamın kendisi tarafından tarihi olarak  kanıtlanmıştır.

Özellikle Kıbrıs’ın AB’ye girmesinden yana tez değişikliğimiz, halkımızın hayatta kalma sorununa, Kıbrıs sorununa ilişkin olarak ortaya çıkacak olumlu unsurlardan dolayı oldu. Bu, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs sorununda izlediği politikayla bağlantılı olarak varolan tehlikeler bir an için bile göz ardı edilmeden gerçekleşmiştir.

Gelişmeler bu tezimizin haklılığını kanıtlamıştır. Bizim AB’ye tam üyelik sürecimiz Türkiye’nin AB süreciyle bağlantılı olarak, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda yoğun bir hareketlilik yaratmıştır. Kıbrıs’ın AB süreci, Kıbrıslı Türk çözüm talebiyle Denktaş ile Ankara’daki askeri-siyasi yapının taksimci politikasını mahkum ederek, 1974’ten bu yana gerçekleştirdikleri en büyük halk hareketine yol açmıştır.

Bizim defalarca işaret ettiğimiz tehlikeler, en kötü sonuçların ortaya çıkmasına yol açmamış olsa da, çözüm çalışmalarının doruğa çıkmasıyla AB’ye katılım kararının aynı döneme denk gelmesi, karşımıza çıkarılacak her hangi bir çözümü kabul etme yada aksi takdirde AB’ye katılım çalışmalarının ertelenmesi olasılığının ortaya çıkması ikilemiyle dolaylı olarak tarafımızı karşı karşıya getirmiştir. 

Sonunda Kıbrıs Cumhuriyeti AB’ye Katılım Anlaşması’nı imzalamıştır ve 2004 Mayıs ayı itibarıyla AB’ye tam üye olacaktır. Sonuç olarak da önemli olan budur.

Türkiye’nin AB’ye tam üyelik için müzakerelere başlama tarihini 2004 yılı sonuna kadar alma beklentisinin ortaya çıkardığı konjonktür, bir kez daha 2004 yılı içerisinde çözüm bulunması hedefine yönelik olarak Kıbrıs sorununda yoğun hareketlilik perspektiflerini doğurmaktadır. 

Nihai sonuç, Kıbrıs sorununun çözüm anahtarını elinde tutmaya devam eden Türkiye’de hangi anlayışın egemen olmasına bağlı olarak belli olacaktır. Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümünü, AB’ye tam üyeliği ile özdeşleştirmesi olasılığı dehşet verici bir senaryo olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çözümsüzlük halinde, AB’ye katılma yolunda olan bir ülke olarak Türkiye’nin AB üyesi bir başka ülkenin topraklarını yasa dışı bir şekilde işgal etmesi olgusuyla karşı karşıya kalınacaktır ve dolayısıyla da Türkiye, AGSP çerçevesinde Avrupa Birliği’nin topraklarını işgal eder konumda olacaktır.

Diğer yandan birleşik bir Kıbrıs’ın AB’ye girmesi halinde, elbetteki Kıbrıs halkının güvenlik duygusu güçlenecektir. Bu durum ise, çözümün kalıcılığına yardımcı olacaktır. Ancak bu noktada da, kimilerinin bazı yanılsamaları yaratmasına izin verilmemelidir. Avrupa çerçevesi, olası bir çözümde güvenlik hissinin oluşmasına katkıda bulunsa da, önemli olanı, yani çözümün içeriği ve niteliğini ve işlerliği olan kalıcı bir çözüm yönünde Kıbrıs halkının siyasi iradesini ortadan kaldırmamaktadır.

Son olarak, AB’ye girişten sonra da Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik siyasi iradenin ortadan kalkmadığı, hatta tam tersine Kıbrıs sorununun en kısa zamanda çözümünün birincil ve ana stratejik hedef olmaya devam ettiği mesajını Kıbrıs Rum tarafı tüm gücüyle göndermeye devam etmelidir.

9. Değişim hükümeti daha tam anlamıyla iktidara gelmeden, Mart ayında Lahey’de bilinen sonuca yol açan Kıbrıs sorununa ilişkin yoğun çalışmalarla karşı karşıya kaldı.

Hem Lahey öncesinde, hem de Lahey’de ortaya konulan tutumlar bizim değerlendirmemize göre mükemmel olup, Kıbrıs sorununda anlaşmaya varılamamış olsa da, Kofi Annan’ın raporunda tamamen Türk tarafının sorumlu görülmesi sonucunu getirmiştir.

Uluslararası faktörün ve Kıbrıs Türk toplumunun baskılarından kurtulmak amacıyla, Denktaş’ın yaptığı hedef şaşırtma hareketleri karşısında da olumlu bir tutumun ortaya konulduğuna inanıyoruz. Bunun sonucunda, hem Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türk buluşmasından siyasi kazanç elde edilmiştir, hem de yasa dışı devletin resmi devlet tarafından tanınması tehlikesinden kaçınılmıştır.

İşgal altındaki bölgede yapılan yasa dışı seçimlerde gözlemcilerin yer alması, mal varlıklarıyla ilgili olarak özellikle Denktaş’ın tazminat komisyonunun oluşturulmasına ilişkin hareketi, fakat aynı zamanda da Kıbrıslı Türklere yönelik olarak ilan edilmiş olan önlemler paketinin hayata geçirilmesi konularında da doğru tutumların takınıldığına inanıyoruz.

Bugünkü hükümetin Kıbrıslı Türkler lehine bütünsel bir politikayı ilan eden ve uygulayan ilk Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti olmasını da memnuniyetle selamlıyoruz. Bu önlemlerin devam etmesi ve güçlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Hükümetin Kıbrıs sorununa ilişkin uygulamalarda Ulusal Konsey’in doğru ve düzenli işleyişi vasıtasıyla toplu katılımı sağlamasını genel bir siyasi değerlendirme olarak olumlu bulduğumuzu belirtiyoruz.

Bunların yanı sıra, uzun yıllar sonra gelişmeleri pasif bir şekilde arkadan izlemek yerine onların oluşmasında aktif müdahalelerimizle örgütlü ve sistematik bir şekilde rol oynamayı hedeflediğimizin de altını çizmeliyiz.

Kara yıldönümlerini mahkum eden ortak mitingin on yıl sonra yeniden yinelenmesi ve demokrasi mücadelecilerinin hükümet tarafından en resmi biçimiyle onurlandırılması yeni hükümetin politikasının en olumlu unsurlarını teşkil etmektedir ve daha önceki DİSİ hükümetinin öne çıkardığı EOKA B ve Grivas’ı haklı çıkarma ve gerçekleri unutturma politikasını ortadan kaldırmıştır.

10. Yeniden yakınlaşma politikası çelişkilerle de olsa, önemli ölçüde zemin kazandı ve neredeyse bütün siyasi güçler tarafından benimsendi. Halk hareketinin ve onun ayrılmaz bir parçası olan EDON’un yeniden yakınlaşma mücadelesinde öncü olma tercihinin haklığı tarihsel olarak kanıtlandı.  

Yeniden yakınlaşma EDON ve genel olarak Sol hareket için gelişmeler karşısında bir an için gündeme gelen bir tepki yada anlık bir slogan değildir. Yeniden yakınlaşma uzun yıllardır AKEL’in ve EDON’un politikasının temel bir unsurudur. Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler arasındaki iyi ilişkiler Kıbrıs Solu için, iki toplumun bir arada yaşaması, ülkenin ilerlemesi ve refahı için daima çok önemli bir unsur olmuştur.

Örgüt olarak hiçbir zaman söz yada açıklamalarla yetinmedik, somut insiyatifler ve eylemlerle hareket ettik. Yeniden yakınlaşmanın ileriye götürülmesine özel önem verdik ve vermeye devam ediyoruz. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yok edilmesini hedefleyen yada Kıbrıs sorununun doğru çözümüne karşı olan güçlerin tarihsel müttefiki olduğu kanıtlanmış olan milliyetçilik ve şovenizme karşı mücadeleye, Kıbrıs Türk gençliğiyle ve örgütleriyle ilişkileri, işbirliğini yeniden sağlayarak ve geliştirerek devam ediyoruz. Bu hedefler doğrultusunda hayata geçirdiğimiz insiyatif ve eylemlerle, geri kalan Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk gençlik örgütleri arasında da işbirliğinin gelişmesi için bağlantı halkasını oluşturmayı başardık.

Gençlik örgütlerinin yeniden yakınlaşma sürecindeki katılım ve girişimleri büyük öneme sahiptir. Birincisi,  1974 trajik olaylarından 29 sene sonra, günümüz gençlerinin bölünmüşlük koşullarında yetişmelerinden dolayı aralarında açılmış olan ve kapanması gereken iletişim uçurumu, nüfusun diğer kesimlerine kıyasla çok daha büyüktür.  İkincisi, yeni nesil milliyetçi propagandaya çok daha açıktır. Üçüncüsü de, doğaları gereği daha radikal olan genç nesillerin kin ve bölünmüşlük duvarlarının ortaya koyduğu engelleri aşmaktan başka çıkar yoları yoktur. Kıbrıs sorununa gelecekte barışçıl ve adil bir çözümün kalıcılığının sağlanmasının ağırlıklı olarak, bugünün genç nesillerine bağlı olacağını özellikle vurguluyoruz.

2003 yılı Nisan ayında serbest dolaşım yasaklarının kısmi olarak kalkması, Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türk barış içinde birbirlerini kucaklamasıyla, Denktaş ile Ankara’nın iki toplumun birlikte yaşayamayacağına ilişkin argümanları kağıttan bir kule gibi yıkılmıştır. Bu gelişmeler iki toplum arasında mevcut olan barış ve yeniden birleşmeye yönelik güçlü isteğin somut kanıtıdır.

……

 

AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofias’ın konuşması

AKEL Genel Sekreteri olarak EDON’un 14. Kongresini selamlıyorum.

EDON’un her kongresine AKEL Merkez Komitesi Genel Sekreteri partimiz AKEL’in yoldaşça bağlandığı dile getirir ve ortak ideolojimiz ortak vizyonumuz ortak ideallerimiz yönündeki mücadelemizin mesajlarını sizlere iletir.

Partimizle gençlik örgütlenmesi arasındaki bağlar yıllar süren mücadelenin içerisinde halkımız için ülkemizin gençliği için verilen mücadeleler içinde adeta bir demirin dövülerek çelikleşmesi gibi oluşmuş güçlü bağlardır. Partimizin yöneticilerinin kadrolarının, partimizin liderliğinin değerlendirmelerini sizlere iletmek istiyorum.

Bugün sistem tarafından geliştirilen bireysellik apolitikleştirme pasifizim geleneği içinde EDON binlerce genci kucaklayarak, insana değer veren insanı merkeze koyan bir anlayışla sosyalizm perspektifiyle mücadelesini yükseltebilir. EDON’un 13. kongresi yapıldığında Yugoslavya’ya bir saldırı yaşanıyordu. 14. Kongre ise Amerika’nın Irak’a yaptığı işgal darbesinden birkaç ay sonra gerçekleşiyor. Bu geçen zaman içinde New York’taki dünya ticaret merkezine yapılan korkunç saldırı gerçekleşmiştir. Bu saldırının ardından Amerika Birleşik Devletleri’nin ve müttefiklerinin Afganistan’a saldırısı gündeme geldi. Bütün bu olaylar pek çok kez güven içinde olmayan bir dünya içinde yaşadığımızı adaletin olmadığı bir dünya içinde yaşadığımızı insan medeniyetinin insanlık kültürünün bir tehdit altında bulunduğu bir dünya içinde yaşadığımızı ortaya koymuştur. Bu dönem içinde kimileri çıkıp barışı işbirliğini adaletin egemen olacağı yeni bir düzene yeni dünya düzenine geçildiğini söylüyorlardı 1995 yılında. Partimizin 18. kongresinde biz net olarak yeni dünya düzeni güçlünün haklı olduğuna dayanan bir düzendir. ABD’nin ve onun yakın müttefiklerinin çıkarlarına hizmet eden bir düzendir ve bu anlayışla biz şunu söyledik: Sosyalist sol yenici güçler bu yeni dünya düzeniyle uzlaşamazlar. Önümüzdeki tek seçenek yeni dünya düzenine karşı mücadele etmektir demiştik.

Bu mesajı istikrarlı bir biçimde, sözüne sahip çıkan bir biçimde AKEL ve halk hareketi izledi. Kıbrıs solu emperyalizmin yeni dünya düzenine karşı mücadelesini sürdürüyor. Kıbrıs halk hareketi uluslararası hukuku birleşmiş milletler tüzük şartını destekliyor savunuyor. Yoldaşlar emperyalizm büyük bir güce sahip ancak emperyalizm yenilemez yenilemeyecek anlamına gelmez bu. Önümüzdeki tek yol dünya halklarının direnişi. Geçtiğimiz dönemde dünyanın çeşitli yerlerinde hatta ABD’nin içinde bile gerçekleştirilen savaş karşıtı gösteriler önümüzdeki süreçte çıkış yolunun pasifizm olmadığını açıkça ortaya koymuştur.

Önümüzdeki tek çıkış yolu mücadeledir, direniştir. Dünya halklarının mücadelesi direnişi emperyalizme karşı kazanılacak zaferin umududur.

Yoldaşlar, kongremiz yeni yılın ilk gününe denk geldi. Genel olarak böylesi günlerde geçen yılın değerlendirmesi yapılır ve önümüzdeki yıla ilişkin beklentilerimiz dile getirilir. Peki 2003 yılı giderken ardında neler bıraktı. Ben ağırlıklı olarak Kıbrıs’ı ilgilendiren konulara değineceğim. Yeni dönemde Ankara’nın ve Kıbrıs’ın Türk lideri iki ayrı egemen devlet çözümünde ısrar etmesiyle Kıbrıs sorununun çözümüne ulaşılamadı. Elbette bunun yanısıra 2003 yılı verimli olmayan bir yıl değildi. Yeni verileri gündeme getirdi ve bu yeni veriler üzerinde önümüzdeki süreçte ilerleyeceğiz. Kıbrıs AB’ne katılım anlaşmasını imzaladı ve 1 mayıs 2004’ten itibaren AB’nin tam üyesi olacaktır. Bunun somut olarak anlamı şudur, önümüzdeki süreç içerisinde insan haklarının daha fazla güvenceye alınması temel hak ve özgürlüklerin daha da güçlenmesi önümüzdeki süreç içinde daha da güçlü olarak gündeme gelecektir. Bunun yanısıra AB’ye giriş konusu sadece bizim açımızdan burada Kıbrıs’ta değil AB açısından da Kıbrıs’ta bulunacak çözümün daha işlerliği olacak bir çözüm olabilmesinin gerekliliğini gündeme getirmektedir.

Geçtiğimiz nisan ayında dolaşım yasaklamalarının kısmen kaldırılması yeni verileri yeni koşulları gündeme getirdi. Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumlar barış ve dostluk içinde birbirlerini kucakladılar.

İki toplumun birbirini bu şekilde kucaklaması Ankara’nın ve Ankara’daki militarist çevrelerin ve Denktaş’ın bugüne kadar iddia ettiği iki toplumun barış içinde birarada yaşayamayacağı iddiasını tamamen çürüttüler. On yıllar sonra iki toplum doğrudan birbirleriyle temas haline geldi. Biz bugün AKEL’in ve EDON’un,  Kıbrıs sol hareketinin tümünün yıllar boyunca verdiği çetin mücadele sonucunda yeniden yaklaşım politikasının sonuçlarını görüyoruz. Bugün biz yeniden yaklaşım politikasının Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi politikası haline geldiğini görüyoruz. Papadopulos yönetiminin Kıbrıslı Türklere yönelik olarak benimsediği destekleme önlemleriyle iki toplum arasında ilişkilerin daha da gelişmesi yönünde atılan adımları çabaları görüyoruz. 14 Aralık’ta Kuzey’de yapılan oylama bütün müdahalelere rağmen Ankara’nın Türkiye’nin müdahalelerine rağmen adeta bir bayram havası içerisinde Kıbrıslı Türklerin çoğunluğunun Kıbrıs’ta çözümü birleşik bir Kıbrıs’ın AB’ne girişini desteklediğini açık bir biçimde ortaya koymuştur. Ben EDON’un kongre kürsüsünden Kıbrıslı Türklerin verdiği onurlu mücadeleyi saygıyla selamlıyorum.

Ve görüyorum ki onların mücadelesi ortak bir Kıbrıs’ın kurtuluş mücadelesinin en önemli parçasıdır ve inanıyorum ki Kıbrıslı Türk yurttaşlarımız kardeşlerimiz aslında kendilerini haksız bir biçimde yalnız hissediyorlar. Kardeşlerim, son aylarda biz sizin mücadelenizi görülmemiş bir mücadele olarak değerlendiriyoruz. 74 öncesi döneminde de daha Türk savaş uçaklarının sesleri duyulurken ve darbecilerin silah sesleri kulaklarımızda duyulurken biz örgütümüzle yoldaşlarımızla birlikte aynı sloganı kullanıyorduk. O dönemde de bunları dile getirmiştik. Gerçekten varolan gelişmeler sınırsız bir biçimde ideolojik bir anlamda yorumlanması gerekiyor. Binlerce insanın yakınlarını kaybettiği dönemde binlerce insanın acı içerisinde olduğu bir dönemde bir parti sesini yükseltmişti. Hepimiz varolan koşullar içerisinde mücadele etmekteyiz. AKEL şovenistlere karşı mücadelesini sürdürdü sözüne sadık kalarak. Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs’ın içerisinde izole olmayacağı bir çözümü istikrarlı bir biçimde desteklemiştir. İki toplumlu çözüm konusunda AKEL’in izlediği politikaya Kıbrıs nüfusunun büyük bir kesimi aynı desteği sunmuyordu o dönemde. Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumlar belirli alanlarda birleşik bir biçimde birarada değildi. Girneliler, Baflılar.... Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumlar biraradaydılar. Federasyon çözümünün gerçekleştirilecek bir çözüm olduğunun gündeme gelmesini görmezken, Kıbrıs’ın işgalci güçlerden, yabancı güçlerden temizlenmesinin tek yolu olarak ortaya federasyon çözümü çıkmaktadır. Biz Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin güvenlik hissi duyabilmeleri için bu çözümün kabul edilmesi yönünde ilerledik. Federasyon çözümünün Kıbrıs sorununun iki toplumlu çözümü yönünde kabul edilebilmesi için ilk mücadeleyi biz başlattık. Federasyon çözümünün gerekli olduğunu iki toplum arasında siyasal eşitliğin, iki toplumlu federasyon çözümünün tek çözüm olduğunu açıklıkla savunduk. Biz Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumların bütün solun önümüzdeki dönemde de bunu savunmasının gerekli olduğuna inanıyorum.

Geçtiğimiz yıl içerisinde yaşanan gelişmeler Kıbrıs sorununu da etkiledi. Burada bu salonda 2001 yılı seçimlerinden önce AKEL riskleri de göze alarak Girnelilerin toplantısını düzenledi ve onlar da iki toplumlu iki bölgeli federasyon çözümünü desteklediler. O dönemde hepimiz biliyoruz ki pek çok kesim bu şekilde bir çözüme karşıydı. Bunun yanısıra kitlesel etkinlikler yeniden yaklaşım politikası çerçevesinde etkinlikler hayata geçebildi. Bunlar yapılıyor ve yapılmakta. 1 Nisan tarihinden önce de yapılıyordu. Yine biz istikrarlı bir biçimde ülkemizin işgaline karşı bugüne kadar ortaya atılan havai fişeklere karşı biz yine barışı ve yeniden birleşmeyi savunduk. Biz silahların kullanılacağı çözümlere karşı çıktık. Bütün bu hareketlerimiz mücadelemizin ortak mücadelemizin bir parçasıydı. Bunların önemsiz olduğunu hiçbirimiz söyleyemeyiz. Yeni ortaya çıkan koşullara baktığımızda uluslararası camianın da ilgisinin canlı olduğunu ifade etmemiz gerekmektedir. Türkiye de bu yeni ortaya çıkan gelişmeler karşısında ilgisiz kalamayacaktır. Kıbrıslı Türklerin gönderdiği mesajlara Türkiye de kulaklarını tıkayamayacaktır. Dünyada hiçbir şey olduğu gibi kalmamaktadır her şey değişmektedir. Ülkemizde de sol güçler Ankara’nın militarist çevrelerinin gündeme getirdiği politikalara karşı güçlerini birleştirerek mücadele etme çabası içindedirler. Bugün Ankara’nın önümüzdeki süreç içinde ne yapacağı konusunda öngörüde bulunmak için henüz erkendir ancak Türkiye’de de Avrupa yanlısı demokrasi yanlısı güçlerle militarist çevreler arasında mücadele sürmektedir. Bu verileri politik bir biçimde değerlendirerek her zaman daha iyi sonuçlar insanlarımız için daha iyi bir noktaya varabilmek için mücadele etmeliyiz.

2004 yılında Kıbrıs’ın 1 Mayıs tarihinde AB’ne girişiyle önümüzde yeni bir süreç başlayacaktır. Bizim dileğimiz Ankara’daki çevrelerin de Türkiye halkının gerçek çıkarlarını kavrayarak önümüzdeki fırsatı yakalamaları yönündedir. Diliyoruz ki Ankara bir kez daha manevralar politikası izlemesin. Uluslararası unsur Kıbrıs konusunda BM Genel Sekreteri’nin planını destekleyerek bugünlerde yapıcı bir tutum uygulamaladır. Kıbrıslı Türkler üzerinde bu tutumun uygulanarak Kıbrıs sorununun çözümünün önü açılmalıdır. Resmi bir biçimde kararlı bir şekilde siyasi iradeyle Annan Planı üzerinde müzakereler yapılarak 1 Mayıs tarihinden önce Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmalıdır. Rum tarafı BM Genel Sekreteri’nin çağrılarına olumlu cevap vermektedir ve müzakerelere katılmaya hazır olduğunu açıklamaktadır. Mücadele arkadaşlarım, BM Genel Sekreteri iki toplumun liderleri tarafından müzakerelerin başlaması yönünde çağrıda bulunmasının ardından Papadopulos’un karşısında bulacağı müzakerecilerle birlikte büyük uzlaşmayı yapmasını temenni ediyoruz.

Ben ülkemizde solun geleceği açısından bütün solun Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum solunun ve ilerici güçlerin geleceği açısından önemli noktalara değinmek istiyorum. Ülkemizin ilerici güçleri sol güçleri Kıbrıs sorununun çözümünü destekleyerek çözümü bu zor şartlar altında bütün Kıbrıs halkının çıkarlarını Kıbrıs’ta barışın gerekliliği ilkesini göz önüne alarak ilerlemesi gerektiğini vurguluyoruz. Biz iki toplumun da kendi endişeleri kendi kaygılarıyla gelişmelere yaklaşım içerisinde olduğunu biliyoruz. Ancak bunun yanı sıra şunu da belirtiyoruz; iki toplum içerisindeki sol güçler ilerici güçler herşeye bütün halkın çıkarları bakış açısıyla yaklaşmalıdır. Biz elimizden geldiğince Kıbrıs halkının kendisini garantör ve yabancı güçlerden bağımsız bir şekilde yönetmesini ve kaderini tayin etmesini savunmalıyız. Biz Atillanın işgaline yol açan darbenin yarattığı zararları biliyoruz. Hepimiz adanın askerlerden arındırılması yönündeki hedefin bugün de varolduğunu biliyoruz. Ayni konu garantörlük hakkı konusunda da geçerlidir. Biz ilerici güçler olarak iki toplumun sol güçleri olarak elimizden geldiğince anavatan diye adlandırılan güçlerin ve İngiltere’nin ülkemize daha az müdahale hakkı olmasını savunmalıyız. Biz elimizden geldiğince daha az sayıda yerleşiğin kalmasını yönünde hareket etmeliyiz. Çok yakın zamanda gerçekleşmiş olan oylamada Kıbrıslı Türklerin iradesine rağmen yerleşiklerin eğilimlerinin ne olduğunu gördük. Biz insani sorunlarla ilgilendiğimiz için Kıbrıs solu olarak herşeyi göz önüne almamız lazım. Biz yerleşikler konusunu sadece insani boyutlarda göremeyiz. Ayni şekilde göçmenlerin haklarını da insani boyutlarıyla görmeliyiz. Elbette bütün göçmenlerin geri dönmesini gündeme getirmek yanlıştır. Kıbrıslı Türk mücadele arkadaşımın belirttiği de aynen doğrudur. En son yerleşiğin de Kıbrıs’ta kalması gerektiğini savunmamız hata olacaktır. Kıbrıs’ta uluslararası anlaşmalardan biri olan Cenevre Sözleşmesinin ihlal edilmesine yola açacak çözümleri desteklemek yanlış olacaktır. Rum tarafı yerleşiklerin kalması konusunu kabul etmiştir. Bununla ilgili insani gerekçeler vardır, bundan dolayı yerleşiklerin kalması gerekmektedir. İşgal altındaki bölgede 80.000’e yakın Kıbrıslı Türk kardeşimiz ve 100.000’i aşkın yerleşik yaşamaktadır. Bu durum Kıbrıs Türk topluma ve hepimiz için bir sorun teşkil etmektedir. Kıbrıslı Türk muhalefetin liderleri bu sürece çok sayıda yerleşiğin olması konusunda ortaya koymuş oldukları siyasi tutum tesadüfi değildir. 14 Aralık oylamasında ortaya çıkan sonuç tesadüfi değildir. Biz doğru dengeleri bulmak zorundayız. Totaliter bir biçimde siyasi düşüncelere kapılmamak için Kıbrıslı sol olarak gerçekleri objektif olarak görmek zorundayız. Kıbrıs’ta işgalin yaşandığı dönemde biz özgürlükler konusuna ağırlık vermeliyiz. Azınlık hakları, temel hak ve özgürlükler konusuna ağırlık vermeliyiz. Sol ilerici güçler iki toplum içindede mücadele ederek ve çalışarak insan haklarının bütün nüfusun birleşik bir ekonomi koşulları içersinde sosyal ve sınıfsal haklarına uygun bir biçimde yer alabilmeleri yönünde mücadele etmelidir. Bu çerçevede ulusal köken temelinde değil insan haklarına saygılı bir biçimde iki bölgeli iki toplumlu bir çözüm yönünde mücadele etmeliyiz. Biz şunu çok iyi biliyoruz ki Kıbrıslı Türk toplumu çok acılar yaşadı. Bu nedenle Kıbrıslı Türk toplumu varlığını ve kimliğini federasyon çözümü içerisinde güvence altına alınabilmesi için de bazı ayrıcalık ve fazladan haklara sahip olmaları gerekmektedir. Geçmişte yaptığımız gibi AKEL olarak biz Kıbrıslı Türklerin haklarını savunan mücadelemizi sürdüreceğiz. Cumhurbaşkanı’nın da dediği gibi Annan Planı üzerinde yapılacak değişikliklerin bulunacak olan çözümün daha fonksiyonel olması yönünde değişiklikler olmasını savunacağız. Bunun için Kıbrıslı Türklerin haklarının sınırlandırılması konusuna gözlerimizi kapamayacağız. Biz ilerici güçler olarak hedefimizin ülkemizin bütünleşmesi ve tek egemenlik yönünde olmalı. Kıbrıslı Türklere de çağrım Kıbrıslı Rumların haklarının da savunulması yönünde olmalıdır. Biz ortak hedeflerimize yönelik ortak mücadelemizi birlikte yükseltmeliyiz. Geçtiğimiz yıl içerisinde yaşanan önemli bir olay olan başkanlık seçimlerindeki başarımız ülkemiz sosyo-politik hayatında taşıdığımız önemi arzetmektedir. Halkımız direndi ve direniyor. Tüm kazanımlar direnişten geçer. Partimiz toplumsal başarının direnişten geçtiğini göstermiştir ve bunu yapmaya devam edecektir. Partimiz Kıbrıs’ın üyeliği sonrasında AB içerisindeki halk hareketi ile de AB içindeki emekçi kesimlerin haklarını savunmaya devam edecektir. EDON Gençlik içerisinde hakların direnişin öncüsüdür. Bir toplumun geleceği gençlerdir. EDON’un toplum içerisinde üstlendiği görevi büyük bir sorumluluk içerisinde yerine getirecektir. Buna inanıyorum, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. “

(kaynak Ortam Gazetesi)

 

YBH Gençlik’in kongredeki konuşması

 “Yoldaşlar,

YBH Gençlik olarak EDON’un14. kongresini en içten duygularımızla selamlarız..

Bizler, YBH Gençlik olarak demokrasiye, eşitliğe, özgürlüğe ve yeni bir dünyanın kurulmasının mümkün olduğuna  olan inancımızla sizleri selamlarız...

YBH Gençlik olarak son on yıldır süren kuzeydeki rejime karşı mücadelemizde, Kıbrıslıların yeniden bir arada ortak etkinliklerde buluşturulmasında birçok kez ortak faaliyetlerde bulunduğumuz EDON’un 14. Kongresinde bulunmaktan onur duyuyoruz.

Kongreniz önemli bir sürecin içinde toplanmakta ve umarız başarıyla tamamlanır ve gelecekte ortak çalışmalarımız gelişerek sürer...

 

Yoldaşlar,

Son bir yıldır kuzeyde süren eylemlerle adanın yeniden birleştirilmesinde önemli mesafeler kat edilmiş ancak sokakta devam etmesi gereken mücadele yanlış tahlillerle seçim denen bir alana kaydırılmıştır.

TC sivil ve askeri yetkililerinin herşeyi kontrol ettiği, nüfusun tam olarak bilinmediği bir coğrafyada seçimlerle değişim gelmesi imkansızdı. Statüko değil ama onun yöneticilerinin değişebileceği gerçeği ortadır ve şu anda yaşadığımız da budur. TC asker ve sivil yöneticiler seçimin hemen ardından yaptıkları açıklamalarla son kararı kendilerinin vereceği açıkladılar. Son olarak da Annan planının değişiklik taleplerini kendi dışişleri bakanlıklarında hazırlattılar, şimdi bunu savunacak bir Kıbrıslı Türk aramaktadırlar. Böylesi bir düzenin kabul edilmesi mümkün değildir ayrıca böylesi bir düzenin seçimle değişmesi de beklenemezdi. Bu yüzden partimiz ve biz YBH Gençlik olarak seçimlere katılmayı red ettik ve geleceğin sokakta olduğu ile ilgili sloganımız hala güncelliğini korumaktadır.

Ortak vatanımızı için bu mücadelesi birlikte yürütmemizde çok önemli olduğunun altını bir kez daha çizmek isteriz...

 

Yoldaşlar,

Dünyamızda yalnızca Kıbrıs sorunu yoktur. Yeni bir dünyanın kurulma sürecinde sosyalist kimliğimizle biz de taraf olmalıyız. Bunun için etnik, dini veya diğer kimliklerimizden önce sosyalist kimliğimizi öne çıkararak ideolojik birlikteliğimizi sağlamalı ve küreselleşmeye karşı  dünyada süren mücadeleye gerek kendi coğrafyamızda, gerekse de dünyanın herhangi bir yerinde böylesi mücadeleye katılarak küresel direnişi örgütlemeliyiz...

Yeni bir Kıbrıs’ın da bu koşullarda kurulmasının mümkün olduğuna olan umudumuz ve ortak vatanımızın yeniden birleştirilmesine  olan inancımızla bizler mücadelemizi sürdüreceğiz.

Bir kez daha en devrimci duygularımızla kongrenizi selamlar, ortak vatanımız için mücadelemizin gelişerek sürmesi dileğimizi tekrarlarız..”