24 Şubat 2001 tarihinde öğleden sonra yapılan konferansın konuşma metinleri
Mustafa Tunçbilek YBH Gençlik
Evren Maner Ekim Gençlik
Devrim VAROĞLU TKP Gençlik Kolları Başkanı
Burçin Kişmir CTP Gençlik Kolları
Kıbrıs Adası tarih boyunca çatışmaların odağı olmuştur. Özellikle son 40 yıldır stratejik konumundan dolayı emperyalist güçlerin ilgi odağı olmuştur. Kimileri adadaki sorunun kaynağını adanın stratejik konumuna bağlamıştır. Kimileri ise sorunu tarihten gelen Türk Yunan düşmanlığına bağlamıştır.
Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduktan kısa bir süre sonra daha yapılanmasını tamamlayamadan kendini toplumlar arası çatışmaların içinde bulmuştur.
Kasım 1963’te Cumhurbaşkanı Makarios gündeme 13 maddelik bir anayasa değişikliği getirmişti. Makarios anayasa değişikliğini ‘Revision of at least some of those provisions which impede the smooth functioning and development of state’ (Devlet organlarının daha uyumlu ve devletin kalkınmasını sağlayacak bazı yasa revizyonları) şeklinde açıklamıştı. Diğer taraftan Cumhurbaşkan Muavini Dr. Küçük anayasa değişikliği teklifini Kıbrıslı Türklere sağlanan anayasal ayrıcalıklar ve güvencelerin ortadan kaldırılması anlamına geldiği için red etmiştir.
Her nasılsa anayasa değişikliği teklifinden çok kısa bir süre sonra toplumlararası çatışmalar 21 Aralık 1963’te başlamıştır. Kıbrıslı Türkler hükümet ve parlamentodaki görevlerinden ayrılmaya zorlanmışlar ve ayrıca birçok Kıbrıslı Türk evlerini terkederek daha güvenli oldukları bölgelere göç etmişlerdir. Çatışmalar devam ederken Türkiye Makarios Hükümetini adadaki şiddeti sona erdirmeye çağırmıştı. Ayrıca uluslararası kamuoyu adaya bir barış gücü gönderilmesini tartışsmaya başlamıştı. Bu aşamada ilk olarak devreye NATO girmiştir. NATO Kıbrıs’taki soruna çok duyarlı yaklaşmış çünkü muhtemel bir Türk Yunan savaşının NATO’nun güneydoğu kanadının güvenliğini tehlikeye atacağını düşünmekteydi. NATO’nun soruna çözüm getirme çabaları Makarios tarafından geri çevrilmişti. Çünkü Makarios NATO’nun Türkiye’nin çıkarlarını gözeteceği konusunda kaygıları vardı. Makarios’a göre BM adadaki çözüm çabalarında etkin olmalıydı.
NATO çabalarının boşa çıkmasından sonra BM Güvenlik Konseyi devreye girerek Karar 186’yı alarak Kıbrıs’a bir barış gücü gönderdi. Ayrıca bir de arabulucu atadı. Kıbrıs’lı Rumlar Kara 186’yı olumlu karşılamışlar ancak Kıbrıs’lı Türkler bu karara karşı çıkmışlardı. Gerekçeleri ise bu kararın Makarios Hükümetini Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti olarak tanımasıydı. Bizce BM Kıbrıs’ta çözüm için daha ilk adımdan hataya düşmüştü. Taraflardan birini meşru hükümet olarak tanırken daha o günlerde Kıbrıs’lı Türkleri bir yanlızlığa itmişlerdi. Bu durum ayrıca karar 186 ile atanan arbulucunun görevini de zorlaşmıştı. Bu arada Amerikan özel temsicisi Acheson devreye girmiş ve adadaki iki tarafı gözardı ederek direkt olarak Türkiye ve Yunanistan’la adadaki sorunları görüşmüş ve çözüm olararak özetle adanın Türkiye ve Yunanistan arasında taksimini önermiştir. Tabii ki soğuk savaşın en çok hissedildiği bu dönemde Amerika’nın amacı adaya bir çözüm getirmek değil de adayı NATO kontrolü altında tutmaktı.Amerikan’ların bu teklifi Makarios tarfından red edilmişti.
1965’lerden 1974’teki Türkiye’nin müdahelesine kadar adadaki çözüm çabaları BM gözetiminde ve BM özel temsilcileri vasıtası ile pek de etkin olmayan bir şekilde toplumlararası görüşmeler olarak devam etmiştir.
1974’de adada ortaya çıkan de facto durum adadaki tarafların pozisyonlarında değişiklikler meydana getirmesine rağmen aynı tıkanıklıklar yaşanmaya devam etmiştir. Viyana’da 5 tur olarak gerçekleşen görüşmelerden sonra Ocak 1977’de Makarios Denktaş doruk anlaşması imzalanmıştır. Bu doruk anlaşması ile her iki taraf da iki toplumlu federasyon tezini kabul etmişlerdir. Doruk anlaşması akabinde Viyana’da taraflar tekrar bir araya gelip sorunun anayasal ve toprak dağılımı yönlerini tartışmşlardır. Mayıs 1979’da Kiprianu Denktaş ikinci doruk anlaşması imzalanmıştır. Varılan bu iki doruk anlaşması ile halen günümüzde de uluslararası kamuoyu tarafından kabul gören parametrelere ulaşılmıştır. Ancak ne yazık ki herkes tarafından kabul gören bu parametreler hala daha uygulanamamıştır.
Sonuç olarak ortaya çıkmıştır ki sadece görüşmelerle iki toplum arasındaki ayrılık ve anlaşmazlık ortadan kaldırılamıyor. Her ne kadar uluslararası başkı bir çözüm için koşul ise de tek başına yeterli değildir. Uluslararası faktörler Kıbrıs’da tek başına bir çözüm sağlayamaz. Aynı zamanda iki toplum arasındaki güvensizlik ve birbirinin pozisyonunu anlamama, karşıklı kabul edilebilir yöntemlerle ortadan kaldırılmalıdır.
Fakat yine de bütün bu faktörler yanında uluslararsı kamuoyunun ve Kıbrıs’da çözüm çabalarına katkı koymak isteyen ülkelerin anlaması gereken ve belki de Kıbrıs’daki çözüm çabalarının anahtarı konumunda olan bir faktör vardır. Bu da Yunanistan’ın ve özellikle Türkiye’nin Kıbrıs Rum ve Türk liderlikleri üzerindeki etkilerinin çözüm sürecini katkı koyan ülkeler tarafından iyice anlaşılması gerekmektedir. başa dön
Kuzey Kıbrıs gençliği bugün sosyo-ekonomik, politik ve kültürel sorunlarla karşı karşıyadır.
Gençlik; işçisiyle, köylüsüyle, çırağıyla, lise ve üniversite mezunuyla işsizlik çarkının dişlileri arasında ezilmektedir. İş bulanlar çoğunlıkla düşük ücret, olumsuz çalışma koşulları ile her tür güvenceden yoksun bir durumdadır.
Ülkemizde var olan Kıbrıs sorununun yarattığı olumsuz siyasal ortam gençliğin yaşamını alt üst etmektedir.
Bir yandan yaşanan kültürel asimilasyon, diğer yandan dayatılan iki yıllık zorunlu askerlik gençliğin ömrünü karartmakta ve dayatılan koşullar onları göçe zorlamaktadır.
Ortaya çıkan tablo kısaca; işsizlik ve umutsuzluk içinde gençlerin kurtuluş alternatifini göç yollarında arayışıdır.
Bu tablonun arkasında yatan gerçekler tamamen Kıbrıs sorunu ile bir bütünlük oluşturmaktadır.
Yıllardır çözümsüzlüğü çözüm olarak gören anlayışlarla Kıbrıslı Rum ve Türk halkının birbirine kırdırıldığı ve sonuçta dikenli tellerle sınırların oluşturulduğu; halkın etnik ve coğrafik olarak bölündüğü bir Kıbrıs ve bu adanın gerçekleri...
Çözümü bulabilmemiz için önce sorunu iyice anlamak gerekiyor.
Nedir Kıbrıs sorunu?
Kıbrıs sorunu uluslararası emperyalizm ile Kıbrıs halkı arasında bir sorundur. Sorun başta Anglo-Amerikan emperyalistleri olmak üzere, bölgede periferik emperyalist güçler olarak Türkiye ve Yunanistan, ve tüm bu emperyalist güçlerin Kıbrıs’taki işbirlikçileri Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk burjuvalarının gerek bölgede, gerekse Ada üzerinde çıkar ve hegemonya kavgasından kaynaklanmaktadır. Bugün bu kavgaya AB (özellikle Alman, Fransız ve İtalyan)emperyalistleri de katılmışlardır. Böylece sorun daha da karmaşıklaşmıştır.
1950’lerden önce, İngiliz emperyalizmi ile Kıbrıs halkı arasında olan soruna İngiliz emperyalistlerinin “böl ve yönet” politikası sonunda Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türkler arasında ortaya çıkan yeni bir sorun daha eklenmiştir. 1950’lerde ABD emperyalistlerinin ve onların güdümünde Yunanistan ve Türkiye’nin devreye girmesiyle Kıbrıs sorunu uluslararası boyutta karmaşık bir çıkar kavgasına dönüştü.
1960 yılında tüm tarafların sözde uyuşmasıyla-aslında baskıyla kabul ettirilmesiyle- “bağımsız” Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edildi. Ancak bu çözüm var olan tüm sorunları içinde barındırmaya devam etmekteydi.
İngiliz emperyalistlerinin Ada üzerinde elde ettikleri egemen üsler ve garantörlük hakkı(1), Kıbrıs halkı ile İngiliz emperyalistleri arasındaki sorunu çözmedi; tam tersine kalıcılaştırıp legalleştirdi. Türkiye ve Yunanistan’ın da garantörlük hakları alarak askerleriyle Kıbrıs toprağına yerleşmesi, iki ülke burjuvazisi arasındaki yöresel hegemonya dalaşını doğrudan Kıbrıs toprağına taşıdı. Bunun da ötesinde, birer NATO ordusu olan Türk ve Yunan silahlı güçleri Ada’daki varlıkları ile doğrudan ABD emperyalistlerinin bu bölgedeki varlığına katkı koymuşlardır. Eşitsiz ve tamamen Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk burjuvalarının birbirine olan güvensizliğine dayanan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türkleri arasındaki çelişkileri çözmekten ve bağımsız bir cumhuriyeti yaşatmaktan çok uzaktı.
Nitekim, Anglo-Amerikan emperyalistlerinin ufak bir dürtüklemesiyle 3 yıl içinde; 1963 yılında bu cumhuriyet bozuldu ve Kıbrıs sorunu tüm çıplaklığıyla yeniden ortaya çıktı. 1963’ten sonra Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Türk burjuvazisinin zaafiyetlerinden dolayı tamamen TC’ye teslim oldu ve TC burjuvazisi Kıbrıs Türk burjuvazisine “Otonom Türk Yönetimi” ilan ettirerek adım adım Ada’ya yerleşmeye başladı. “Toplumlararası” çatışmalarla Kıbrıs Türk ve Rum halkı birbirine kırdırıldı. Böylece etnik bölünmenin temelleri atılmış oldu. 1968’den sonra başlatılan “Toplumlararası görüşmeler” hiç bir sonuç alınamadan 1974’e kadar sürdürüldü. 1963-74 arasındaki yıllarda da Kıbrıs Türk gençliği işsizlik, Kıbrıs Türk ve Rum burjuvalarının baskıları ve güvensizlik nedenleriyle Ada’dan göç etti.
1974 yılında Yunan Cunta’sının EOKA vasıtasıyla gerçekleştirdiği faşist darbe ve onun arkasından gelen TC askeri müdahalesi Kıbrıs sorununu yeni boyutlera taşıdı.
TC ordusu garantörlük haklarını kullanarak adaya geldiğini söylemesine rağmen, Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasının yeniden işler hale getirilmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünün korunması gerçekleşmemiş, tam tersine Ada halkı gerek etnik, gerekse coğrafik olarak ikiye bölünmüştür.
Bu bölünme, hiç şüphesiz, önce 1950’lerde İngiliz emperyalistlerinin ortaya attığı (2), daha sonra 1960’larda ABD emperyalistlerinin gerçekleştirmeye çalıştığı Ada’nın TAKSİM edilmesi ve Türkiye ile Yunanistan arasında bölüşülmesi tezlerinin ve çabalarının sonuca ulaşmasıydı. Yani Ada, ABD, İngiltere, Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk burjuvazisi tarafından el birliğiyle ikiye bölünmüştür. Kıbrıs’ın kuzeyinde TC’nin egemenliği kesin olarak kurulmuştur. Kıbrıs Türk halkı TC egemenliği altında yoğun bir “Türkleştirme” baskısı altına alınmıştır. Kuzey Kıbrıs’ta tüm sosyal, ekonomik, politik ve kültürel gelişim iç dinamiklerin normal seyrinin dışına itilmiş, tamamen dıştan dayatma ve müdahalelerle yönlendirilmeye çalışılmaktadır.
Bölgede bugün yer alan siyasal konjektür özellikle ABD, İngiltere ve Türk emperyalistlerini pek rahatsız etmemektedir. Dolayısıyla da Kıbrıs sorununa aradıkları çözüm bugünkü durumun uluslararası alanda resmileşmesi ve yasallaşmasıdır. Yıllardır kavgasını verdikleri taksimin yasallaşmasıdır. Ancak, devrede Yunanistan, Kıbrıs Rum burjuvazisi ve AB gibi diğer çıkar güçleri olunca Kıbrıs sorununa her kesimi tatmin edecek bir çözüm bulunamamaktadır. Bulunması da mümkün görülmemektedir.
Kıbrıs üzerinde hegemonya ve çıkar kavgası veren, yıllardır adayı bölmek ve üzerinde egemenlik kurmak için mücadele eden emperyalist güçler ve onların yerli işbirlikçileri Kıbrıs’ta halkın çıkarını, birliğini sağlayacak ve barış içinde bir yaşam sunacak bir çözüm bulamazlar.
Çözüm; Anti-emperyalist Kıbrıs
Kıbrıs sorununun Kıbrıs halkı yararına çözümünü isteyen herkes, sorunun gerçek yaratıcısı ve bugün hala sürdürücüleri olan emperyalist güçlerin Ada üzerindeki egemenlikleri sorununa kafa yormak, fikir üretmek ve mücadele perspektifi ortaya koymakla da yükümlüdür.
Sorunu yaratan ve sürdürenlerden çözmesini beklemek, yaşanmış ve emperyalist tahakküm devam ettiği müddetçe tekrarlanması kaçınılmaz olan etnik katliamlara onay vermekle eş anlamlıdır.
Kıbrıs sorununu çözmek isteyen, emperyalist burjuvazi ile olan sorununu da çözmek yani; anti-emperyalist bir Ada yaratmak zorundadır.
Ya, emperyalist çözümlerden medet umulacak ve sömürüye, baskıya ve dönem dönem savaşlara, katliamlara devam edilecek, ya da emperyalist tahakküme son verecek bağımsız, birleşik bir ülke yaratılacak.
Başka seçenek yoktur.
Dünyada farklı ülkelerde örneğin; Ortadoğu ülkelerinde, Yugoslavya’da, Çeçenistan’da bizzat emperyalist kışkırtmalarla halklar birbirine kırdırılmış ve kırdırılmaya devam edilmektedir. Emperyalistlerin barış ve çözüm anlayışı savaş ve çözümsüzlüğü körükleyecek çıkar ve rant kavgasından başka birşey değildir. Tarih bizlere bunu doğrulamaktadır.
Ülkemizde ve bütün dünya ülkelerinde barışı sağlayacak tek güç emekçi halkın kendisidir.
Nasıl bir çözüm yanıtımız net ve açıktır.
1974 sonrası Ada’nın etnik olarak bölünmesi sonrasında, sadece Kıbrıs’ın emekçi halkı tarafından yönetilen bir federasyon. Ancak böyle bir federasyon Türk “azınlığın” haklarını ve Rum “çoğunluğun” varlığını garanti altına alabilir ve emperyalistlerin Kıbrıs’ın içişlerine karışmasına son verebilir. Federasyon ile kurulacak Kıbrıs’ın anti-emperyalist örgütlerinin oluşturduğu bir cephe hükümeti; anti-emperyalist, bağımsız ve birleşik Kıbrıs’ın yolunu açabilir.
Kıbrıs’taki aktif tüm emperyalist güçleri ve onların işbirlikçilerini adadan söküp atmak anti-emperyalist cephe örgütlerinin birleşmesiyle mümkün olacaktır.
İşçi sınıfı önderliğinde anti-emperyalist cephenin inşası Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin anti-emperyalist güçleriyle ittifak içinde gerçekleşecektir.
Kuzey Kıbrıs gençliği, işçisiyle, öğrencisiyle, memuruyla bu gerçekler içerisinde işçi sınıfından, demokrasiden, anti-emperyalist mücadeleden, özgürlük ve barıştan yana tavır koymak zorundadır. Mücadeleden kaçıp göç etmek çözüm değildir. Sonuçta göç edilen ülkelerde de gençlik her türlü sömürüye maruz kalmaktadır. Özellikle kaçak olarak gidilen ülkelerde gençlerimiz her türlü güvenceden, sosyal haklardan yoksun olarak acımasızca sömürülmektedirler.
Gençlik kendi ülkesine sahip çıkıp en doğal insanlık hakları olan kendi ülkelerinde özgür, bağımsız, barış ve refah içinde yaşamak talepleriyle egemenleri ve onların rejimini zorlamalıdır. Bu mücadele, tüm gençliğin tek bir cephede, anti-emperyalist cephede toplanmasıyla mümkündür. Bu mücadele her platformda; okulda, üniversitede, ailede, atölyede, fabrikada, ofiste, askerde yılmadan sürdürülmelidir.
EKİM GENÇLİK bu bilinçle, tüm gençlik arasında, özellikle de gençlik örgütleri arasında bu birliğin, cephe çekirdeğinin oluşması için elinden geleni yapmaktadır ve yapmaya devam edecektir. Gençliğin kurtuluşu halkımızın kurtuluşu ile birlikte olacaktır.
Geçtiğimiz yıl demokratik kitle örgütleri, sendikalar ve iki siyasi partinin oluşturduğu Bu Memleket Bizim Platformu, tüm dağınık ve örgütsüz haline rağmen neler yapabileceğini göstermiştir. Halkımız bu platformun önderliğini derhal kabullenmiştir. Ancak bu platformun halkın gerçek bağımsızlık, özgürlük, demokrasi ve barış taleplerine cevap verebilmesi için halkın siyasi iradesini ortaya koyması, yani anti-emperyalist bir cephe haline gelmesi gerekmektedir.
Her şey anti-emperyalist cephe hükümeti için. başa dön
Toplumcu Kurtuluş Partisi Gençlik Kolları Başkanı Devrim VAROĞLU
Yurtsever Birlik Hareketi gençlik örgütüne, düzenledikleri etkinliğe bizleri de davet ettiklerinden dolayı teşekkür ederiz ve genel kurullarının başarıyla geçmesini dileriz.
Sevgili Arkadaşlar; koumuz aslında çözümsüzlük nereye kadar.Fakat Öncelikle nasıl bir çözüm istiyoruz? diye bir kendimize bir sormak gerek.1923 yılında İngiliz sömürgesinde yaşamaya başlayan Kıbrıs insanı 1960 yılında İngiltere, Yünanistan ve Türkiyenin imzaladığı garanti anlaşmaları güvencesinde kurulan Kıbrıs Cumhuriyetine kavuştu. 1955 yıllarında başlayan terör eylemleri gücünü artırarak 1963 yılına kadar devam etti ve 1960 yılında oluşturulmuş olan barış ortamı 1963 yılında sona ermiş oldu. Devam eden terör olaylarından dolayı Kıbrıs Türk halkının zor günler yaşaması 1960 garantör anlaşmalarına dayanarak 1974 yılında Türkiyenin Kıbrısa müdahale etmesi gerekliliğini doğurdu. Daha sonra Kıbrıslı Türkler 1983 yılına kadar çeşitli isimler altında kendilerini yönetti ve 1983 yılında KKTC'yi ilan etti.
Özetle tarihe bir baktık. Burada asıl önemli olan bu tarihten toplumların nasıl etkilendiklerinin tahlilini yaparak ve üretilecek çözüm önerilerinde bunların da dikkate alınmasını sağlamaktır. İki toplumun bugüne bakış açılarının ne olduğu ve gelecek için önerdikleri çözümlerin birbiriyle ne kadar benzeştiği de yine önemli bir konudur. Dile getirilen 0barış ve çözüm kelimeleri ile aslında hissedilen ve anlatılmak istenenler ne kadar benzeşmektedir. Bunlar ortaya konulmalıdır ki ortak noktalar çerçevesinde biryerlere varılabilsin.
Dış güçler Kıbrıs konusuyla yakından iligilenmektedirler, fakat onların istekleri ve bizim isteklerimiz ne kadar uyuşmaktadır bu da bir tartışma konusudur. Bundan dolayı gerçekten etkili olan bu dış güçleri bir yana koyarak, iki toplumun ortak paydada buluşmaları, hoşgörü ve saygının da birleşimi ile Kıbrıs sorunun büyük ölçüde aşılabileceğine inanmaktayız.
Toplumcu Kurtuluş Partisi Gençleri olarak Kıbrısta sağlam temellere oturtulacak kalıcı bir çözümün temellerinin en kısa zamanda atılması gerektiğine inanıyoruz. Bizlere göre kalıcı bir çözüm 1977-79 doruk anlaşmaları ve Gali fikirler dizisi çerçevesinde ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin aldığı kararlar ışığında, iki kesimli, iki toplumlu, eşit egemenlik haklarını içeren, tek uluslararası kimliğe sahip Federal Kıbrıstır.
Ne yazık ki yıllardır iki toplum lideri de işleri hep yokuşa sürmüş ve yıllarca süren dolaylı görüşmelerde bir türlü çözüme varılamamıştır. Gönül arzu eder ki dolaylı görüşmelerin yerine iki toplum kendi görüşmelerini karşılıklı diyalog içerisinde sürdürebilsin, fakat bugünki liderlerin çözüm konusundaki samimiyetine de inancımız kalmamıştır. Toplum liderleri gibi değil sanki birer dış güç temsilcileri gibi davranmaktadırlar. Dış güçlerin istekleri yönünde değil, önce kendi geleceğimiz için barış istemeliyiz. Bunu en kısa zamanda gerçekleştirmek, bu yönde gerekli adımları atmak gerekmektedir.
Kıbrıs Türk ve Rum Toplumları uzun yıllar iç içe dostca yaşamışlardır. Bir dönem yaşanan kötü olaylar bugünki bölünmüşlüğü getirmiştir. Fakat Kıbrıs sonsuza kadar bölünmüş kalmamalıdır. Toplumlarda karşılıklı birtakım güvensizlik olduğu gerçektir. Bundan dolayı, toplumlar yeniden iç içe yaşamaya hazır olmayabilir fakat bugünkü ateşkes ortamı asla bir çözüm değildir ve bu durumun devam etmesini savunmak yani çözümsüzlüğü savunmak kabuledilebilecek bir durum değildir. Alınacak güven artırıcı önlemlerle toplumların yeniden kaynaşması ve güvensizliğin ortadan kalkması sağlanabilir ve sağlanmalıdır. Federal bir Kıbrısa doğru ilerlerken Kıbrıs halklarının yeniden birbirlerine güvenmeleri kalıcı bir barış için şarttır.
Toplumcu Kurtuluş Partisi Gençleri olarak bizler inanıyoruz ki, Kıbrıs Sorunu çözüldükten sonra, Federal Kıbrıs, Avrupa Birliğine üye olmalı ve gelişen dünyada yerini almalıdır. Bu görünen bir gerçektir ki Türkiye Cumhuriyetinin Avrupa Birliğine üyeligi belki de çok uzun yıllar alacaktır. Bu yüzden Kıbrısın AB üyeliği için Türkiyeyi AB üyesi olana kadar bekleme gibi bir görüşümüz söz konusu değildir. Diğer yandan Kıbrıs Cumhuriyeti adına üyelik görüşmelerine katılan Güney Kıbrıs, üyelik için birçok şartı yerine getirmiş ve de üyeliğe büyük ölçüde hazır olabilir, fakat çözüm öncesi Rumların tek başlarına AB'ye üyeliği gibi bir hataya da düşülmemelidir. Bizlere göre bu bölünmüşlüğün bir tescili anlamına gelmektedir. Çözümün adımları atılıp paralel bir biçimde Kuzeyin de AB üyelik şartlarını sağlamasını sağlamak ve bu şekildle, elde edilecek çözümle, AB'ye girmek, sağlıklı bir gelecek için gereklidir.
Sözlerimi toparlarken söylemek isterim ki, daha güzel bir gelecek için geçmişte yaşananlara bir perde çekip Kıbrıs sorununun çözümü için dört elle mücadele etmek zorundayız. Demokrasinin bir gerekliliği olarak başarısız olanları degiştirmeli ve yolumuza hızlı adımlarla devam etmeliyiz. Bu mücadelede diğer örgütlerle (hem kuzeyde hem güneyde) ortak müştereklerde buluşmalıyız. İnsiyatifi dış güçlerin elinden almalı ve kendi barışınızı kendimiz gerçekleştirmeliyiz. Bu ülkede bizler yaşıyoruz ve bizim için en iyiyi ancak bizler biliriz.
Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim. başa dön
CTP Gençlik Kolları Burçin Kişmir
“Değerli yoldaşlar”
CTP Gençlik Kolları adına, YBH Genclık kongresine katılmaktan mutluluk duyuyoruz, bu nedenle YBH gençlik Merkez Komitesi’nin yapmış olduğu nazik davete teşekkür ederiz. YBH gençlik Merkez komitesi Tezleri’nin belirlenmesinde, ortak vatanımızIn yeniden birleştirilmesi, uluslararası alanda emperyalist Yeni Dünya Düzeni nedeniyle yaşanan olumsuz sonuçlar ve gençliğin bu sorunları aşmakta mücadelesi gibi konular büyük önem taşıyor. Bu fırsattan yararlanarak, örgütümüzün tartışılan konular hakkındaki görüşlerini kısaca özetlemek istiyorum. Böylece, özellikle adamızın bölünmüşlüğünü kalıcılaştırmaya hizmet eden siyasi çevrelere karşı mücadelemiz daha geniş bir zemin kazanabilecektir.
“Yeni Dünya Düzeni” konusuna bakacak olursak, Soğuk Savaş’ın sonucunda yaratılan uluslararası sistemin tümüyle kapitalist bir sistem olduğunu, neo-liberal politikalar güdüldüğünü ve bu politikaların dünyadaki kitlelerin yaşamını kötüleştirdiğini görüyoruz. ikinci Dünya Savaşı ardından Bretton Woods’ta Uluslararası Kapitalist sistemin sömürücü karakterinin devamı yönünde yaratılan enstrümanların hala geçerli olduğunu ancak bunların daha fazla şiddete başvurduğunu görüyoruz. Yeryüzünün gelişmekte olan ülkeleri hala IMF ve Dünya Bankası’nın sürekli saldırıları ve “Yapısal Reform Programları” adı altında dayatmalarıyla karşı karşıyadır. Bu politikalara çok uluslu tekellerin yaygın rolünden kaynaklanan olumsuz sonuçlar da eklenmiştir. Böylece şimdilerde genelde tüm insanlığı olumsuz yönde etkileyen bu politikaların sonucunda, dünyadaki kitlelere refah yerine daha fazla sömürü dayatılmaktadır. Bunun da ötesinde daha barışçıl bir ortam yaratılacağına, Yeni Dünya Düzeni bölgesel, etnik ve dinsel çatışmaları ileriye götürür hale gelmiştir.
Kıbrıs sorununa gelince, CTP, bu sorunun Soğuk Savaş’ın bir ürünü olduğuna inanmaktadır. Kıbrıs, askeri ve siyasi stratejik savaşların yapıldığı bir alan olmuştur. CTP, Orta Doğu’nun petrol yatakları ve ticaret için bir çıkış yolu olarak görülen adanın stratejik konumu nedeniyle, yabancı güçlerin bu önemli çıkış noktasında denetim kurma amacıyla adamızı askeri bir üs gibi kullanmaya kalkıştıklarına inanmaktadır. Bu hedefe varmak amacıyla CTP’ye göre emperyalist güçler Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı
Rumlar arasındaki farklılıkları provoke etmişler ve iki toplum arasında ciddi biçimde güven bunalımı yaratılarak bu sömürülmüştür.
CTP’ye göre Kıbrıslı Rumların 1950’li yıllarda ENOSiS talepleri, Kıbrıslı Türklerin karşı tezi taksimin doğmasına neden olmuş ve bu da siyasi ve askeri üstünlük yarışının hakim olduğu Soğuk Savaş’ta Anglo-Amerikan emperyalizminin sömürüp kullanacağı uygun bir zemin yaratmıştır. CTP, Anglo-Amerikan emperyalizminin, Türkiye ve Yunanistan tarafından da desteklenen enosis-taksim dilemasından yararlanarak bölgedeki çıkarlarını korumaya çalıştıklarına inanmaktadır.
Günümüze gelecek olursak, yabancı siyasi güçlerin Kıbrıs’a ilişkin hala müdahale etmeye ve çeşitli senaryolar geliştirmeye devam ettiklerini görürüz. şu da açıktır ki her iki toplumun resmi idelojilerinin temsilcileri bu senaryolara sahte başlılık göstererek adamızın bölünmüşlüğünün kalıcılaştırılmasını teşvik etmektedirler. CTP böylesi girişimleri kabul edilemez bulur ve Kıbrıs sorununa demokratik bir çözüm bulunması amacıyla böylesi eylemlere karşı mücadelede kararlıdır.
Kıbrıs sorununun çözümüne gelince, CTP bağımsız ve birleşik bir Federal Kıbrıs Cumhuriyeti için mücadele etmektedir, bu federal cumhuriyet iki toplumluluğa, iki bölgeliliğe ve siyasi eşitliğe dayanmalıdır. CTP, bu çerçevede Kıbrıs sorununun BM gözetiminde görüşmeler yoluyla çözümlenebileceğine inanmaktadır. CTP, 1977-79 Doruk Anlaşmaları ile iki tarafça kabul edilmiş uluslararası taahhütlerin, her iki tarafı da bağladığını vurgulamak istiyor.
Son olarak, şunu ifade etmek istiyorum ki : Adamızın yeniden birleştirilmesi ve insanlığın kurtuluşu için mücadeleye önemli katkı koymak amacıyla Kıbrıs’ın ilerici gençliği ortak eylemlerini daha da geliştirmelidir.
Yaşasın Kıbrıs’ın ilerici güçlerinin ortak mücadelesi! başa dön